Mevzular

Mevzular başlıyor...

13 Ocak 2014 Pazartesi

1.

Sevgili Arkaaşlar,

         Bu yazıyı baskı altında yazdığımı belirtmek isterim. Nasıl bir baskı, baskı nedir, ne için vardır. Neyse tüm bunları aşıp modern topluma aidiet duygusu ile bağlanıp kudururken, elimize akıllı bir şeyler tutuşturuldu. O meşhur kuş, şu var ya mavimsi olan. Onun için 140 karakter şarkılar ötmeye başladık. Şimdi ne alaka, geçenlerde bir takipçim, galiba tek takipçim; beni tehdit etti. Yazı yazmazsam takibi bırakacakmış. Dedim ellah.

         Ben nasıl yazarım, yazı nedir, kaç karakter isteniyor derken dedim tamam ben bunu yazarım. Ne yazsam diye düşünürken, birkaç  fikir belirmeye başladı. Solcuların azlığını eleştirip, sağcıların aptallığı ile dalga geçeyim dedim. Sonra bir anda ellah diye tuttum kendimi.

        
           Klasikleşmiş bir muhabbet vardır. Klasik derken herhangi bir enstürman çalamıyorum, çalabilseydim paylaşırdım tek takipçimle. Bu seferde albüm yapmamı isterdi o ayrı. Muhabbette kaldık, hele durun ben bir çay koyayım. Şimdi mevzu çok dağıldı, bir toparlasak mı derken  O. Wilde’ın ruhu çıkıverdi karşıma, çaya çok vurdum galiba. ‘Dağınıklıkta yaşanmışlık vardır.’ Dedi sonra oturdu muhabbete başladık. Muhabbete daldık ben yazıyı tekrar toparlayamadım. Wilde emmi diyordu ki; ‘Afrika’ya ilaç paketleri yolluyorduk ama üstünde tok karınla için yazıyordu.’ Dedim Wilde mevzuyu dağıtma zaten bu sözü de bir yerden duymuştum. Neyse evden kovdum Wilde’ı , zor oldu ama bitti.

       Bir ara Nietzsche nin yüzü belirdi pencerede dedim oğlım git, benim evime niye geliyorsun. Bak solcusuda liberalide hiçbirşeyi olmayanı da senin setini alıp evinde okuyor oraya git. Bıyıklarını burkup kafasını tutup gitti.

       Misafirler yüzünden yazıyı yazamadık. Neyse mevzunun özüne gelirsek. Şunu iddia edecektim, İnsanın geçmişi ile kurduğu samimi bağların gelecekle alakası yoktur. Gelecek dediğimiz hadise geçmiş boyunca yaptığımız tercihlerden ontolojik olarak bağımsızdır. Şartlar… Şartlar demiyeydim eyiydi, Marks yan odadan çıka geldi. Bursu yatmış traş olmuş. Şartlar dedi başladı. Xalo dedim sen git şu keko Darwin ile arandaki ithaf mevzusunu çöz neyse kent kartı aldı gitti.


       Yazıyı bağlayacağım bu sefer. Varoluş kaygılarımız, yaşamak zorunda olduğumuz hayatın birer destekleyicisi olduğumuz gerçeğini örtmemekle, kafamızda süre gelen çelişkilerle beraber zararsız canlılar kategorisine alınarak kafeslerimiz bir üst versiyona geçirilecek. Buradan yürürüm diye düşünürken... Nalet gelsin kapı ziline, al bir bu eksikti ev sahibi Keynes geldi. Açtım kapıyı ne var dedim. Adam, cevap vermedi. Umurlarında mı tabi. Kirayı istedi. Marks’ın verdiğini söyledim homurdandı. Tüm dairelerin zamlandığını kendisinin  de zam yapma hakkının olduğunu söyleyerek aşağı indi. Küfretmedim.. yok etmedim. İşte bu adam, Adam ile beraber şah olurlar dedim.

       Neyse yazıdan bahsetmiyecem artık. Zaten çevrede o kadar çok yazar var ki, bazılarının köşesi bile var. Hangi güruhtan olursa olsun, o kalem ele alınınca bir başka oluyorlar. Sanki onlar insanlık tarihinin savunucusu yeni nesillerin aydınlatıcısı. Neyse iki onlara da sövemedim. İşte bizim ev de böyle gidiyor. Bir gün misafir olursan-ız-  anlarsınız beni. Zaten Marks kalabalıkları seviyor. Herkes gittiğinde gel bulaşık yıkayalım deyince yazı yazacam diyor.

https://twitter.com/MarksEvArkadasi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder