2.
Kanepenin yumuşak- sert olması önemli değildi. Sırtımı bir şekilde referans bir nokta ile desteklemeliydim. Boşluk duygusuna veya durumuna iyi geliyor. Kaç gündür bu duygu ile dolanıyorum evde. Enerjinin gereksiz ara yükselişleri, akabinde gelen yorgunluk hissiyatını da artırıyor. Bu sürçte Marks ise yoğun düşünceler içinde sadece yatmaya geliyor eve . Bazen içkili bazen ise çaysız. Muhabbet etme olanağımız olmadı desem, ev malikane gibiymiş algılanır. Aramızda ki duvarların fiziksel hiçbir anlamı yok. Olabilir de.
Boş-luk.
Kanepenin yumuşak- sert olması önemli değildi. Sırtımı bir şekilde referans bir nokta ile desteklemeliydim. Boşluk duygusuna veya durumuna iyi geliyor. Kaç gündür bu duygu ile dolanıyorum evde. Enerjinin gereksiz ara yükselişleri, akabinde gelen yorgunluk hissiyatını da artırıyor. Bu sürçte Marks ise yoğun düşünceler içinde sadece yatmaya geliyor eve . Bazen içkili bazen ise çaysız. Muhabbet etme olanağımız olmadı desem, ev malikane gibiymiş algılanır. Aramızda ki duvarların fiziksel hiçbir anlamı yok. Olabilir de.
….
Sabahın güneşiyle kalkıp, çay
demledim. Marks, kesin uyuyordur diye düşündüm. Kahvaltı hazırladım. Ses
gelmeye başladı. Marks uyanmıştı galiba. Her sabah uyandığında muhakkak
Bismilli Zeko dinler. Bunun ona enerji verdiğini söylerdi. Kahvaltıya devam
ederken geldi. Bir iki kısa sualden sonra o da kahvaltıya katıldı. Biraz fazla
yemek yediği için ben 2 yumurta daha kırmaya gittim. Geldiğimde yemek yeme
eylemine ara vermiş sirke ve süt ile gözlerine masaj yapıp, limon koyuyordu
üstlerine. Biberi yine fazla kaçırmışım. Bu manzara sonrası bende de iştah
kalmadı. Sigaraları sardık ve günlük sıradan muhabbetlerimiz başladı.
Kaç gündür depresyon da olduğumu
hiç fark etmediğini sordum. O görünmeyen boynunu hareket ettirdi ve bana doğru
döndü. Bir an kendimi düğünde ortaya çıkmış delikanlıya ritim veren davulcu
gibi hissettim. Omuzlarını titretip, elleri ile çaprazlar çizerek bana doğru ilerlemeye
başladı. Davulu hemen yere indirdim.
Omuz ve ayak hareketlerine uyumlu olacak şekilde ritim tutmaya başladım.
Ayağını davula koyup nirvanaya ulaştı. Oradan hatıra getir desem de duymadı.
Artık ayakları yerden kesilmiş, sadece omuzlarını titretmiyor aynı zamanda daha önce görmediğim
figürler yapıyordu. Kafasını yatay bir eksende hızlıca hareket ettiriyordu. Bir
anda Keynes girdi ve para atmaya başladı. Tabi işin içine para girince coştu
ortam. Adam, köşede zurna çalıyor ve yanaklarında ki damarları sayılabilecek
durumda efor sarf ediyordu.
Hayırdır ne oldu dedi Marks. Kendime
geldim. Az önce ki halüsinasyon da neydi öyle, pepoo.. Dedim valla ben iyi
değilim. Bir şeyler olmuş bana, sanki evde değil büyük bir baloncukta yaşıyorum
gibi hissediyorum. Hemen lafımı kesti. Çalışsan böyle olmaz. Mutlu hissedersin,
üretim yaparsın ve bu seni hayata bağlar diye ekledi. Tam fikirlerine kapılıp
way keko ver elini öpeyim diyecekken... Hele bak sanki sen sabah akşam
çalışıyorsun bir de ahkâm kesiyorsun oradan, diye girdim lafa. Depresyonun
verdiği gaz ile saydırmaya başladım. Hep o arkadaşların seni böyle yaptı.
Paso içiyorsunuz, o kadar çok içmeye başladınız ki sabahtan içkileri alıp akşam
yasağına yakalanmamaya çalışıyorsunuz. Bu nedir, bir çekidüzen ver kendine.
Oturup okulunu bitir bir şirkette muhasebeci ol dedim. Demez olaydım. Zıkkım
yiyorum makarneleri yemiyorum. O sabunla da yıkanmıyorum aha böyle kalıyorum
dedi. Yine çok internete takılıyor diye düşündüm. Sonra tekrar celallendi,
senin paketinden kundir çıktı kundir diye söylendi. Bu söz bana çok ağır
gelmişti. Sen 2 yıl 3 ay, sen 3 ay, yazı kitap, çalışmak sen, sen ne yaptın.
Arkadaşlarına varsın bize yoksun dedim. Muhabbeti
bitirip odama çekildim...
