Mevzular

Mevzular başlıyor...

17 Ocak 2014 Cuma

2.


Boş-luk.


             Kanepenin yumuşak- sert olması önemli değildi. Sırtımı bir şekilde referans bir nokta ile desteklemeliydim. Boşluk duygusuna veya durumuna iyi geliyor. Kaç gündür bu duygu ile dolanıyorum evde. Enerjinin gereksiz ara yükselişleri, akabinde gelen yorgunluk hissiyatını da artırıyor. Bu sürçte Marks ise yoğun düşünceler içinde sadece yatmaya geliyor eve . Bazen içkili bazen ise çaysız. Muhabbet etme olanağımız olmadı desem, ev malikane gibiymiş algılanır. Aramızda ki duvarların fiziksel hiçbir anlamı yok. Olabilir de.
….

Sabahın güneşiyle kalkıp, çay demledim. Marks, kesin uyuyordur diye düşündüm. Kahvaltı hazırladım. Ses gelmeye başladı. Marks uyanmıştı galiba. Her sabah uyandığında muhakkak Bismilli Zeko dinler. Bunun ona enerji verdiğini söylerdi. Kahvaltıya devam ederken geldi. Bir iki kısa sualden sonra o da kahvaltıya katıldı. Biraz fazla yemek yediği için ben 2 yumurta daha kırmaya gittim. Geldiğimde yemek yeme eylemine ara vermiş sirke ve süt ile gözlerine masaj yapıp, limon koyuyordu üstlerine. Biberi yine fazla kaçırmışım. Bu manzara sonrası bende de iştah kalmadı. Sigaraları sardık ve günlük sıradan muhabbetlerimiz başladı.

Kaç gündür depresyon da olduğumu hiç fark etmediğini sordum. O görünmeyen boynunu hareket ettirdi ve bana doğru döndü. Bir an kendimi düğünde ortaya çıkmış delikanlıya ritim veren davulcu gibi hissettim. Omuzlarını titretip, elleri ile çaprazlar çizerek bana doğru ilerlemeye  başladı. Davulu hemen yere indirdim. Omuz ve ayak hareketlerine uyumlu olacak şekilde ritim tutmaya başladım. Ayağını davula koyup nirvanaya ulaştı. Oradan hatıra getir desem de duymadı. Artık ayakları yerden kesilmiş, sadece omuzlarını  titretmiyor aynı zamanda daha önce görmediğim figürler yapıyordu. Kafasını yatay bir eksende hızlıca hareket ettiriyordu. Bir anda Keynes girdi ve para atmaya başladı. Tabi işin içine para girince coştu ortam. Adam, köşede zurna çalıyor ve yanaklarında ki damarları sayılabilecek durumda efor sarf ediyordu.

Hayırdır ne oldu dedi Marks. Kendime geldim. Az önce ki halüsinasyon da neydi öyle, pepoo.. Dedim valla ben iyi değilim. Bir şeyler olmuş bana, sanki evde değil büyük bir baloncukta yaşıyorum gibi hissediyorum. Hemen lafımı kesti. Çalışsan böyle olmaz. Mutlu hissedersin, üretim yaparsın ve bu seni hayata bağlar diye ekledi. Tam fikirlerine kapılıp way keko ver elini öpeyim diyecekken... Hele bak sanki sen sabah akşam çalışıyorsun bir de ahkâm kesiyorsun oradan, diye girdim lafa. Depresyonun verdiği gaz ile saydırmaya başladım. Hep o arkadaşların seni böyle yaptı. Paso içiyorsunuz, o kadar çok içmeye başladınız ki sabahtan içkileri alıp akşam yasağına yakalanmamaya çalışıyorsunuz. Bu nedir, bir çekidüzen ver kendine. Oturup okulunu bitir bir şirkette muhasebeci ol dedim. Demez olaydım. Zıkkım yiyorum makarneleri yemiyorum. O sabunla da yıkanmıyorum aha böyle kalıyorum dedi. Yine çok internete takılıyor diye düşündüm. Sonra tekrar celallendi, senin paketinden kundir çıktı kundir diye söylendi. Bu söz bana çok ağır gelmişti. Sen 2 yıl 3 ay, sen 3 ay, yazı kitap, çalışmak sen, sen ne yaptın. Arkadaşlarına varsın bize yoksun dedim.  Muhabbeti bitirip odama çekildim...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder