4.
ikti-dar
Gözlerimizi yeni güne açtık. İnsanlık ile olan bağlarımızı yağladık. Son dönemdeki gereksiz gıcırtılardan arındık. Kimin için gereksizdi onu daha tartışmadık. Yeni günde yapılacak çok iş vardı. Malikânemizin alış verişlerini yaptık. Sıkı pazarlıklar gerçekleştirdik. Zaten bir pazarın olması için ürüne gerek yok. Satıcı ve onun zihniyetinin psikolojik olarak kirlettiği alıcının olması yeterli. Elbet alınıp satılacak bir şeyler bulunur.
Pazardan eve döndükten sonra, Marks’a bir
yorgunluk kahvesi yaptım. Oturup kahvelerimizi yudumladık. Hemen fincanı alıp
fal bakmaya koyuldu. 3.14 vakte kadar bir şeyler olacak diye başladı. O esnada,
gözlerim siyah beyaz görmeye başladı. Aynaya baktım saçlarım kazıtılmış. Eski
bilgisayarımdan karıncalar çıkıyordu. Kafatasım bu basınca dayanamayıp
patlayacak gibi geliyordu. Marks dürttü kendime geldim.
Bilinçaltını programladım dedi. Dün ben uyurken Vcd’yi açık bırakmış.
3,14 ile de çağrışım yapmış.. Le havle, sanki biz bilmiyoruz böyle şeyler
yapmayı.
Marks’a hamle ile karşılık vermeliydim. İntikam
düşünceleri beni sarmış, lise çağlarıma dönüp oradanda çamurdan evler
yaptığımız dönemlere geçiş yaparken, kapı çaldı. Kapıyı açtığımda Bakunin karşımdaydı.
Tuvaletinizi kullanabilir miyim deyip içeri daldı. Tuvaletten çıktığında otur
bir kahve yapayım desem de Marks’a ters bir bakış atıp gitti. Marks potansiyel, Bakunin kinetik
enerji gibiydi. İkisinin yokuştan aşağı hareket edip çarpıştıktan sonra benim
yansıyacak olan enerjiyi hesaplayamadım. Kasar. Şimdilik böyle güzeller.
Kaçak -barut- çay almak için evden
çıktım. Markete doğru yürürken Bakunin’i gördüm. Karşı binanın
duvarına yaslanmıştı. Ateşi yakmayı eksik etmemiş. Tabi elinde bir şarap
şişesi… Beni görünce bir anda hareketlendi. Yanına çağırdı, gittim. Ağzı
yamulmuş bir şekilde konuşmaya başladı.
- Benim sabahkü hareketim sana değildi. O adam var ya
çok yanlış yapıyor. Ben ona dedim böyle olmaz. Bir kere girdin mi çıkamazsın bu
işten. Bak ben ne güzel iktidarsızım.
Son kelime kafamı karıştırdı. Sonra kafamın
karıştığını anlayıp düzeltti ve devam etti.
- Ben hiçbir iktidarı savunmuyorum. Bak genj adam,
İktidarın iyisi kötüsü olmaz. Ah şu iktidar, bu iktidar, dar û bar.
Konuşmasına devam ederken,triplendi kendi kendine...
Kaçamıyorum da, ani bir hamle yapıp elimden tuttu. Yürümeye başladı. Mecbur
takip ettim. Bizim pencerenin altına gittik. Marks çık
dışarı diye bağırmaya başladı. Yav gözün seveyim sus, bak böyle yapıyorsun biz
zora giriyoruz benim abim. Oluru varsa ben niye gardaşıma yapmayayım desem de
dinlemedi. Bir süre sonra Marks pencereye çıktı. Bunlar âşık
gibi atışmaya başladı. Marks başladı cümlelerini sıralamaya.
- Sende hiç ar adap yok mu? Bu saatte insanları
rahatsız ediyorsun. Diyeceğin bir şey varsa gel yukarıya söyle. Kapımız açık
her zaman.
- Ne yukarı mı geleyim? O kadarda maceralı değiliz.
Tabi sen hep yukarda gör kendini. Kendini kafese kapatmışsın haberin yok.
Bu insanlar burada 24 saattir nedir?
- Senin beynine işlemiş kafesler haberin yok Baküüüü…
Tartışma tüm sertliği ile ilerlerken Marks kafayı
bana taktı. Ne biçim ev arkadaşısın gibi cümleler kurdu. Bende Bakü’den
aldığım gazla, al evini başına çal dedim. Sonra oradan ayrılıp bakü’nün mekana
geldik. Artık evim burasıydı. Pardon evim yoktu. Bakü ile
muhabbete devam ediyoruz. Tabi ha bire şarap uzatıyor. Şarap içmediğimi de
bildiği halde. Bu işe bir çözüm bulmalıydım. Beyin fırtınaları yerine şişe
fırtınaları koparıyordu Bakü.
Zifiri karanlık çöktüğünde, balkonlara tırmandım. Kapı
kilitli değildi. İçeri girer girmez mutfağa yöneldim. Hemen çaydanlığı kaptığım
gibi çıktım oradan. Bakü beni çaydanlıkla görünce
heyecan yaptı. Kimin olduğunu sordu. Keynes’in idi bir zamanlar
diye cevap verdim. Buradan felsefik tartışmalar aldı başını dağlara taşlara
vurdu. O şarap içti ben çay. Ben çay içtim o da çay içti. O bir şey içmedi ben
çay içtim. Neyse işin özeti şunu anladık:
‘Çalınacak
bir şeyin varsa, kusura bakma ama çalıntıdır…’*
*Binanın duvarına da yazdık.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder