Mevzular

Mevzular başlıyor...

6 Mayıs 2014 Salı

7.

Ay-ran


          Hastanede yatmaya devam ettiğim günler içerisinde Marks ile Bakunin yaptıkları çıkarım üzerine çalışyorlardı. Ben ise uyuyordum. Sos ya da ketçap ister misiniz sorusuna verilen cevap gibi bol bol. Acıkınca çıkıyordum sadece odadan. Dediğim gibi genelde odadaydım. Ara sıra kapımı Vanê Gohî çalıyor, içeri giriyor ve konuşmadan resim yapmaya başlıyordu. Pek konuşmuyordu. Yıllar önce Erciş'te çıkan kavgada en yakın arkadaşı Palulu Gauguin (kanlı öküz) tarafından kulağı kesilmiş. Ondan sonra arkadaşlığa ve dostluğa olan inancını yitirmiş ve hayal dünyasını insanlarla değil sadece kağıt ya da tuvallerle paylaşmaya başlamış. Resmini yapmadan önce boynundaki muskayı öper, hayal dünyasını resmederdi. O muskayı yaptırmak için annesi zamanında çok para harcamış diye hala etrafta söylenti gezer. Neyse Vanê Gohî'nin benim odada takıldığı günlerden birindeydik.

         O resim çizerken ben pencereden dışarıyı izliyordum. Emin Erbani ile Mozart opera üzerine tartışıyorken,  İsot Muharrem ile Balcan Emin şuana kadar çözülmemiş bir matematik denklemi ile uğraşıyordu. Direj Mazlum ile Comandante Özkan ise mumyalama işlemlerine devam ediyorlardı. Renkli bir bahçe gözlerimin önündeydi. Renklerin çeşitliliği zihnimde ilginç girdaplar oluşturuyor, Girdabın yarattığı hasarı ise neyse ki kasko karşılıyordu. Bahçe ile olan ilişkimse sadece gözlemseldi. Bu da bana ilişkinin ön tanışma boyutunda olduğunu resmediyordu.
         
         Vanê Gohî bitirdiği resme uzun uzun baktıktan sonra bana gösterdi. İlginç öğelerin olduğu resim bana köyümü hatırlattı. Ekilen biçilen tarlalar, toplanan üzümler, otlanan hayvanlar, dama oynayan yaşlılar falan derken bir baktım dalmış gitmişim. Döndüğümde Vanê Gohî odadan gitmişti. Yaptığı resmi ise bana hediye olarak bırakmıştı. Gece olmuş pencereden ışık vuruyordu yatağıma. Resme bakıp hayal dünyamı bıraktım davulun ritmine, bilincimi ise altlık olarak kullandım yeni tazelenen demliğe.
         
         Öğle yemeği için uyanıp yemekhaneye gittim. Bahçede çayımı içtim. Marks ile Bakunin'in yanına geçtim sonra. Çalışmaları yoğunlaştırmışlardı. Pür dikkat çalışırlarken gözüme çarpan şey, daha önceki gibi aynı değil ayrı masalarda çalışıyorlardı. Çalışan gençlere çay yapmak istedim. Baktım dem bitmiş. Gidip dolaptan buz gibi yayık ayranı çıkardım içine biraz taze nane koyduktan sonra servisi yaptım. Tabi bakır taslarda. Hala konuşmuyorlardı. Bende konuşacak özel şeyleri vardır diye ayrıldım yanlarından.
         
Marx ve Bakunin
         
          
           Bu sessizliğin iki ihtimalli bir süreç olduğunu ve bununda hassas olduğunu fark ettim. Yapacak bir şey yoktu. Eski bir gundi atasözü der ki: ''Eğer başka yazar gibi atasözü ismi değiştirirsen bu hemen kendini belli eder ve okuyan o yazarı anımsar. Selam olsun''. Yapacak bir şeyim yoktu. Beklemek dışında. Düşünceli ruh hali ile hastanede gezinmeye devam ettim. Eski doktorların hepsi muhasebe işlerine bakıyorlardı. Aralarından biri durumlarının iyi olduğunu gerçek mesleklerine kavuştuklarını söyledi. Bu söz beni kızdırdı. Hak verdim sonra giyilen önlük mikroorganizmalardan kaynaklı değil paradan dolayı kirlenmemek için giyiliyordu. Muhabbete dalmışken bir anda herkes kırılan cam sesine yöneldi. Yine Demirci Neco eyleme başladı diye düşündüm. Sesin geldiği yere yetiştiğimizde Marks ile Bakunin tartışıyordu. Dinleyen kalabalık sandalyelerinden kalkmış ve çarpışmaya başlamıştı. Mevzuyu Demirci Neco'dan öğrendiğimde korktuğum şeyin omuzlarıma geldiğini fark ettim. Hastane müdürünün olup olması konusunda Bakunin çok sert bir tepki göstermişti. Şimdi ki düzenin bile yıkılmasını ve burada kimsenin kimseden daha güçlü olmaması gerektiğini söylüyordu. Sonra ise Marks sözü aldı.
         
          - Sence burada bu şekilde yaşanıldığını gören biri, bulunduğu bu koltuğu güç için şekillendirip kullanır mı? Diyelim ki kullandı burada bulunanlar sürümü ki buna uysun?
Bakunin ses tonunu daha da yükseltip tartışmayı devam ettirdi.
         
          - Ne olursa olsun koltuk olduktan sonra arkasına takılacak sürü elbet bulunur. İnsanları böyle bir tehlike ile yüz yüze bırakamayız.
         
          - Düşüncelerinin seyri konusunda düşünüp alem yapmak için tartışmıyorum seninle. Mantıklı bir sebebin yoksa bence konuşmanda yazdıkların gibi anlamsız.
         
          - Yazdıklarımı anlamsız bulabilirsin ama yaptıklarım konusunda anlam arayışına girme yoksa surları yirmi bir kere döner üstüne meyveni yer çayını içer sonra yemeğe geçersin. Kısacası şewş olursun.
         
           Bu sözden sonra Marks cevap verme hakkını kitleye karşı kullandı. Herkesi sakinleştirdikten sonra Bakunin'e dönüp unutamadığım şu sözleri söyledi.
         
           -  Önce nasıl olması gerektiğine karar ver, sonra ne yapabileceğini düşün. Ama önce düşün. İnsanların bir arada mutlu yaşamasını istiyorsan yeni bir sistemin yaratılmasının kaçınılmaz olduğunu görebilmelisin. Ama sen saçma sapan konuşup bir daha bulunmayacağın bu salonda, insanları anlamsız bir şekilde etrafı yıkmak için kışkırtıyorsun. Böyle aşağılık bir konuma geldin. Bence bu dakikadan sonra yapman gereken tek şey çıktığın kapıya iyi bakıp bir daha girmeye çalıştığında kendini engellemeyi ihmal etmemendir.
         
            Bu sözden sonra buz kesilen ortamdan kırdığım bir buz ile ayranımı soğuttum ve içtim. Herkes dona kalmışken çay yapmak anlamsızdı. Çünkü içimde volkanlar vals yapıyordu. Lavları ile bereketleşen toprakların imar izni çoktan verilmişti bile. Bakunin'in gideceğini anlayan herkes üzüntü halinde tatlılarına döküyordu pul biberlerini. Gözlerimiz dolmuştu. Bakunin nereye giderse arkasından gidiyorduk. Bavulunu toplayıp çıkmak için herkesle tokalaşıyordu. Zorda olsa tokalaştık bizde. Duygusallaşan kitleyi engellemek isteyen Marks, Bakü bahçe kapısından çıkarken şu sözleri söyledi.
        
         - Kırılan bu cama yazık oldu. Kırmak dökmek yerine yeni sistemimizi yaratacağız artık.
         Herkes Bakunin'den cevap beklerken o aldırmadan gidiyordu. Hiç bir şey söylemeden. Herkes üzüntü içerisinde salona geldiğinde karşı duvarda yazanı gördü. Bakunin son sözünü söylemişti.
        

         -Yok etme tutkusu aynı zamanda yaratıcı bir tutkudur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder